SAHİH-İ MÜSLİM

Bablar Konular Numaralar

AHMED DAVUDOĞLU

656 – 659 NOLU HADİSLERİN ŞERHİ:

 

Bu hadîsi Buharî taharet bahsinin bir kaç yerinde tahriç ettiği gibi Ebu Davud, Tirmîzî, Nesaî ve İbni Mace aynı bahiste muhtelif ravîlerden az çok lafız değişiklikleriyle tahriç etmişlerdir. Hattabî Ebu Davud'un onun için zayıf ve mursel dediğini söylemişse de Ebu Davud onun hakkında zayıf dememiş yalnız mürsel olduğunu söylemiştir. Filvaki hadis iki tarikten mürsel olarak rivayet edilmiş fakat buna mukabil iki tariktan da müsned olarak nakledilmiştir.

 

Evvelcede söylediğimiz vecihle a'rabi çölde yaşayan ma'nasmadir. Arabî: ise Araba mensup olup şehirlerde yaşayanlara ıtlak edilir.

 

Abdullah b. Nafis gelen a'rabinîn Akra' b. Habis (R.A.) olduğunu söylemişse de Ebu Musa El Medînî onun Zülhuveysırate'l -Yemanî olduğunu bildirmektedir. Bu zat biraz kaba sabaymış. Buhari Sarihi Aynî bu rivayeti kabul etmiş: «Zülhuveysıra kaba saba ve nezaketi az bir adam olduğu için bu işi onun yapmış olması ihtimalden uzak değildir» demiştir. «Meh» vaz geç manasına gelen bir ismifiildir. Ekseriya «meh meh» şeklinde kullanılır.

 

Hadisi  Şerifin Muhtelif Rivayetleri Aşağıdaki Hükümleri İhtiva Etmektedir

 

1- İmam .Şafiî bu hadisten, yere pislik bulaşınca üzerine su dökmekle temizleneceği hükmünü çıkarmıştır. Nevevî temizlik için yeri kazmanın da şart olmadığını söylüyor. Şafiî'lerden Rafiî'nin beyanına göre; yere necaset bulaşınca üzerine onu silip süpürecek kadar bol su dökülürse yer suyu içtikten sonra temiz olur. Suyu içmeden temiz olup olmadığı hususunda iki kavil vardır. Pislik temizleyen su temizdir.» diyenlere göre; yer de temizdir; değildir diyenlerce ve yıkanan şeyin sıkılmasını vacib görenlerce yer temiz değildir. Bu takdirde yerin temizlenmesi kurumasına bağlı değildir. Sıkılan elbise gibi üzerine bol su atmak yeter. Hatta bir kavle göre; bevlin üzerine atılan su, onun yedi misli olacaktır. Diğer bir kavle göre; bir kişinin bevline büyük bir kova iki kişinin bevline iki büyük kova su atılır. Kişi adedi çoğaldıkça kova adedi de o nisbette artar. Hanefîlere göre; yere yaş: necaset bulaşırsa yer kaba olduğu takdirde pisliği içinceye kadar üzerine su dökülür. Pislikten eser kalmayıp yer suyu içince artık o yerin temizliğine hüküm olunur. Bu hususta kova sayısına itibar yoktur. Yıkayanın ictihadına ve zann-ı galibine göre hüküm verilir. Toprağın suyu içmesi sıkmak yerine kaimdir.

 

Zahir-i rivayete'kıyas edilirse; toprağın üzerine üç defa su dökülür ve her defasında toprak suyu içinceye kadar beklenir. Yer katı ve arızalı olursa; çukur yeri kazılarak üzerine üç defa su dökülür. Ve her defasında toprak suyu içinceye kadar beklenir. Sonra kazılan çukur gömülür. Yer suyu akıtmayacak derecede düz ise; yıkamaktan bir fayda hasıl olmayacağı için hiç yıkamadan kazılır. İmam-ı A'zam 'dan bir rivayete göre pislikten hasıl olan ıslaklığın vardığı yere kadar kazmadıkça ve toprak atılmadıkça yer temizlenmez, Hanefîlerin bu babtakî delili Dare-Kutnî 'nin rivayet ettiği iki hadistir. Merfu' olarak rivayet edilen bu hadislerin birinde: «Bedevinin biri gelerek mescide bevl etti. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de bevl ettiği yerin kazılmasını emir buyurdu derhal o yer kazılarak üzerine bir kova su döküldü» denilmekte, diğerinde: «Bir a'rabî mescide bevl etti de Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Onun yerini kazın, sonra üzerine bir büyük kova su atın.» buyurdu denilmektedir.

 

Abdürrezzak'ın rivayet ettiği bir hadiste de: «Bir bedevi mescide bevl etti; ashab onu dövmek istediler; bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Onun yerini kazın'da üzerine bir kova su atın, Öğretin ve kolaylaştırın, zorluk çıkarmayın.» buyurdular, deniliyor.

 

Zaten kıyas ta bu hükmü iktiza eder, Çünkü pislik temizleyen su pistir. Binaenaleyh evvela o yer kazılıp toprak atılmadıkça temizlik hasıl olmaz. Burada Hanefî'lere şöyle bir itiraz varid olabilir: «Siz sahih hadisi bıraktınızda zaif ve mürsel hadisle istidlal ettiniz?» Bu itirazın cevabı şudur. Biz toprağı sert olan yerde sahih hadisle toprağı kaba olan yerde de sizin zü'munuza göre zayif olan hadisle amel ettik. Hadislerin her ikisi ile amel etmek birini terk ve ihmalden evladır, Mürsel bize göre delildir. Mürsel hadisle amel etmeyenler hadislerin ekserisini terk etmiş olurlar. Hadis ulemasının istilahina göre iki sahih mürsel hadis, bir sahih müsned hadise muaraza ederse mürsel hadislerle amel etmek evladır. Bu böyle olunca muaraza bulunmadığı zaman mürsele ne denilebilir?

 

2- Şafiî'lerden bazıları bu hadisle istidlal ederek pislikleri temizlemek için suyun teayyün ettiğini pisliği giderebilecek diğer mayi'lerle yıkamanın caiz olmayacağını söylemişlersede bu istidlal doğru değildir. Çünkü hadîste suyun zikredilmesi ondan başkası ile bu işin yapılamıyacağına delalet etmez. Burada vacip olan vazife pisliği yok etmektir. Su pisliği tabiatı ile giderir. Binaenaleyh pisliği gideren her mayi'de ona kıyas olunur. Zira pisliği giderme vasfında müşterektirler. Birde Şafiî'lerin bu istidlali mefh'um-u muhalefete benzemektedirki mefh'um-u muhalefet hüccet değildir.

 

3- Şafiî'lerden ve diğer ulemadan müteşekkil bir cemaat pisliği yıkayıp yere akan suyun temiz olduğuna bu hadisle istidlal ederler; ve çünkü pisliğin üzerine dökülen su damlaları yere düşerken birbirini iter ve bevlin bulaşmadığı yere akar eğer bu su temiz olmasa pisliğin üzerine onu dökmek temizlemek değil yaymak olurdu. Bu ise maksadın hilafınadir. Necasetin yerde veya başka bir şeyde bulunması hüküm itibarı ile müsavidir» derler. Ancak Hambelîler yere bulaşan pislikle başka bir şeye bulaşan pislik arasında fark görürler. Pislik yere bulaşmışsa bir rivayete göre İmam-ı Şafiî 'nin mezhebi de budur. Başka bir şeye bulaşmışsa Şafiî'lerden iki kavil rivayet olunur.

 

İmam-ı A'zam'dan bir rivayete göre; yere bulaşan pisliğin üzerine yalnız su dökmekle o pislik temizlenmez. Onu ovuşturarak kuru bir çaput veya bezle üç defa kurulamak îcab eder. Böyle yapılmazda üzerine çok su dökülür ve necasetin temizlendiğine kanaat gelir; pisliğin kokusundan renginden eser kalmazsa kuruduğu zaman yer temiz olur.

 

4- Yine Şafiî 'lerden bazısı bu hadisle istidlal ederek pislikten dolayı yıkanan  elbisenin sıkılması vacip olmadığını söylemişlerdir. Bu istidlal de doğru değildir. Zira elbise sıkılabilir. Yer sıkılamaz. Binaenaleyh kıyas ma'al farikdir. Elbiseyi yere kıyas etmek doğru değildir.

 

5- Bazıları yere necaset bulaşipta güneş veya havadan kurursa temizlenmiş sayılmıyacağma bu hadisle istidlal ederler. Bu kavil Ebu Kilabe'den de rivayet olunmuştur. Bu istidlal dahi fasiddir. Çünkü hadiste suyun zikredilmesi mescidin derhal temizlenmesi îcab ettiğindendir. Pisliğin kuruması beklense bu vacip tehir edilmiş olurdu. Hal iki şey arasında tereddüd edince alettayin birine delîl olamaz.

 

6- Hadîs-i Şerif mescidlerin pisliklerden muhafaza edilerek temiz tutulmasının vacip olduğuna delildir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) a'rabîye.

 

«Şüphesiz ki; bu mescidler böyle bevl ve pisliklerden hiç bir şeye yaramaz, onlar ancak zikrullah, namaz ve Kur'an okumak içindir.» buyurması da bunu gösterir.

 

7- Hadiste «Onlar ancak zikrullah, namaz ve Kur'an okumak içindir.» buyurularak mevsufun sıfata kasr ve hasr edilmesi, camilerde bunlardan başka bir şey yapılmıyacağına delildir. Yalnız zikir lafzı araradır. Kur'an okumaya ilim öğrenmeye ve cemaata vaz'u nasihat etmeye şamildir. Namaz dahi farz ve nafillelere şamildir. Lakin nafileyi evde kılmak efdaldir. Bundan gayrı her şey mesela: dünyaya ait konuşmak gülmek itikafa niyet etmeyerek durmak dünya işi ile meşgul olmak mubah olmasa gerekir. Nitekim Şafiiler'den bazılarının kavli de  budur. Fakat sahîh kavle göre ibadet için, yahut ders okumak veya okutmak. va'z dinlemek ve namaz beklemek gibi sahih bir maksatla camide oturmak müstahaptır. Bunlardan dolayı kula sevap yazılır. Bunlardan başka bir şey için camide durmak mübahsa da terki evladır.

 

Camide uyumaya gelince: İmam- Şafiî bunun caiz olmadığını El'Um nam eserinde nassan bildirmiştir. İbnü'l Münzir, Said b. Müseyyeb'le Hasan-ı Basri; Ata' ve İmam-ı Şafiî 'nin mescidde uyumaya ruhsat verdiklerini söyler. İbni Abbas (R.A.) «Mescidi merkad ittihaz etmeyin» demiştir. «Mescidde namaz için uyursa beis yoktur» dediği de rivayet olunur. Evzaî'ye göre mescidde uyumak mekruhtur. İmam-ı Malik: «Gurbet zedeler için mescidde uyumakta beis yoktur. Ama mukîm olanlara bunu caiz göremem» demiştir. İmam-ı Ahmed b. Hambel dahî misafir ve misafire benzeyen kimseler hakkında mescidde uyumayı zararsız bulmuş fakat mescidi yatakhane ittihaz etmeye cevaz vermemiştir. İshak b. Rahuye'nin mezhebi de budur. Yamürî diyorki: «Mescidde uyumayı caiz görenlerin delili Ali b. Ebî Talib ile Abdullah b. Ömer, Ehli soffa, Sümametü'bnü

Üsal, Safvan b. Ümeyye hazeratının ve iki kadının mescidde yatmalarıdır. Bu haberler sahih ve meşhurdur.»

 

Mescidde abdest almak hususunda İbnü'l Münzir şunları söyler: «Kendisinden ilim tahsil edilen her alim mescidde abdest almayı mubah görmüştür. Ancak bulunduğu yeri ıslatmak ve bu suretle cemaaati rahatsız etmek mekruhtur.»

 

İbni Battal bu kavlin İbni Ömer İbnİ Abbas (R.A.) ile Ata', Tavus, İbrahim Neha'i ve Malikîler'den İbnü'l Kaassimden menkul olduğunu söylemektedir. İbni Sîrin mescidi temiz tutmak için orada, abdest almayı kerih görürmüş. Hanefîlerden bazılarına göre; mescidde abdest almak için hazırlanmış yer varsa abdest almakta beis yoktur. Böyle bir yer yoksa caiz değildir.

 

Tirmizî Şerhinde mescidde kan aldırmaktan bahisle; «eğer kan bir kabın, içine alınmıyorsa haramdır. Kabın içine almıyorsa mekruhtur. Mescidde bir kabın içine bevl ederse bu hususta iki kavil vardır. Esah olanına göre haram diğer kavle göre mekruhtur. Mescidde uzanmak, ayak uzatmak, parmaklarını biribirine geçirmek caizdir. Bu babta sabit hadisler vardır.» deniliyor.

 

8- Hadis-i Şerif emr-i bi'l-ma'ruf ve nehiy ani'l-münkere derhal teşebbüs edilmesi lüzumuna delildir.

 

9- Ashab-ı kiram Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) huzurunda nehiy ani'l-münkere şitabetmiş bu hususta onun re'yini bile almamışlardır. Vakıa onların bu hareketi Allah ve Resulünün önüne geçmek kabilinden değilmidir? Şeklinde bir sual hatıra gelebilirsede hakikatta değildir. Çünkü bu mesele onlarca tekarrur etmiş malum bir vazife ve şeri'atın muktezası idi. Böyle şeriatın umumî olarak izin verdiği yerlerde hususi izin şart değildir.

 

10- İki mefsedetin büyük olanı küçüğüne katlanmakla def edildiği gibi iki maslahatın büyük olanı da küçüğü terk edilmekle tahsil olunur. Çünkü mescide bevl etmek bir mefsedettir. Fakat bevli kestirmek ondan daha büyük bir mefsedettir. Binaenaleyh bevle  katlanılmış; bu suretle bevli kestirmekten doğacak daha büyük mefsedetlerin Önüne geçilmiştir. Keza mescidi temiz tutmak bir maslahattır. Fakat bevleden kimseyi işini bitirinceye kadar serbest bırakmak ondan daha büyük bir maslahattır. Bu büyük maslahatı elde etmek için küçüğüne katlanılmıştır.

 

11- Hadis-i Şerif cahile karşı kolaylık göstermeyi ve daima kalpleri yatıştırma cihetine gidilmesini ifade ediyor.

 

12- Manî zail olunca; derhal mefsedetin giderilmesi icab eder. Çünkü a'rabî hacetini kaza edince; derhal bevlinin üzerine su dökülmüştür.